
evvelzaman
Peygamberimizin a.s Hanımlarının Evlenememe Nedeni
ve
Peygamberimizin Hz. Zeynep’le evliliği
Hz Muhammed a.s hayatı boyunca birçok evlilk yaptı..Birçok evliliği neden yaptığının cevabını sonraya bırakarak bir başka konuya açıklık getirmek istiyorum bugün.
Biliyorsunuz Hz Muhammed peygamberin hanımları ümmetin anneleri olarak nitelendiriliyor Kuran-ı Kerim’de.Dolayısıyla Peygamberin vefatından sonrada evlenmeleri haram kılınmış oluyor..Peki neden?
Ağır başlık, ağır konular… İslam karşıtlarının çok fazla konuştuğu ve ekseri toplumun pek de bilgi sahibi olmadığı bu iki konu hakkında konuşmaya çalışacağım Muhammed Esed(r.a) tefsirini referans alarak. gibi Peygamberimizin( a.s ) hanımlarının evlenememeleri ile ilgili sorulan Ahzab 6 ve 40′ı ve Hz. Zeynep ile evliliğinin aktarıldığı Ahzab 37-38-39 bu yazımızın konusu. Başlayalım.
Hemen ayeti okuyoruz:
AHZAB 6. Peygamber, müminler üzerinde, onlar[ın kendileri üzerinde sahip olduğun]dan daha büyük hak sahibidir, ve [o'nu bir baba gibi gördüklerinden] Peygamber’in eşleri onların anneleridir: (8) [bu şekilde] yakın olanlar, Allah’ın buyruğu gereğince, birbirleri üzerinde [Yesrib'deki] müminlerden ve [Allah rızası için oraya] göç etmiş olanlardan daha fazla hak sahibidirler. (9) Ancak [öteki] yakın dostlarınıza karşı da (10) en güzel şekilde davranmalısınız: bu [da] Allah’ın buyruğu gereğidir.
8 – Bu ayet, daha önce iradî ve tercihe dayalı ilişkilerin (kan bağına dayalı yakınlıklardan farklı şekilde) anılması ile bağlantılı olarak, tercihe dayalı manevî ilişkinin en üst tezahürüne işaret etmektedir: yani, Allah’tan vahiy alan Peygamber ile onun izinden gitmeyi özgürce kabul eden kişi arasındaki ilişkiye. Bu konuda Hz. Peygamber’den şu Hadis rivayet edilir: “Beni kendinize babanızdan, çocuklarınızdan ve bütün insanlıktan daha yakın görmedikçe hiç biriniz gerçek mümin olamazsınız.” (Enes’den naklen Buhârî ve Müslim ve benzer rivayetlerle öteki Hadis külliyatı.) Bütün Sahâbe, Hz. Peygamber’i toplumun manevî babası olarak görürdü. Bir kısmı -mesela İbni Mes‘ûd (Zemahşerî’den naklen) yahut Ubey b. Ka‘b, İbni ‘Abbâs ve Mu‘âviye (İbni Kesîr’den naklen)- yukarıdaki ayeti, “o’nu babaları [olarak] gördüklerinden” açıklayıcı ifadesini eklemeden okumazdı. Tâbi‘în’in büyük kısmı da -Mücâhid, Katâde, ‘İkrime ve Hasan Basrî de dahil olmak üzere (karş. Taberî ve İbni Kesîr)- aynı şeyi yapardı: bu açıklamayı parantez içinde eklememin sebebi budur. (Yine bu surenin 40. ayetine ve buna ait 50. nota bkz.) Hz. Peygamber’in eşlerinin “müminlerin anneleri” olma konumlarına gelince, bu, Allah’ın Elçisi’nin hayatının en mahrem tarafını paylaşmış olmalarından kaynaklanır. Bunun sonucu olarak onlar, Hz. Peygamber’in ölümünden sonra yeniden evlenemezlerdi (bkz. aşağıdaki 53. ayet), çünkü bütün müminler onların manevî “evlatlar”ı idi.
9 – Bkz. 8:75′in son cümlesine ait not 86. O notta açıklandığı gibi, bu iki ayete (8:75 ve 33:6) miras kanunları açısından bakıldığında tatmin edici bir açıklama getirilemez: sözkonusu ayetleri bu açıdan yorumlama çabaları, Kur’an söyleminin mantıkî yapısını ve iç tutarlılığını zedelemekten başka bir anlam ifade etmez. Diğer taraftan, her iki ayetin temelde benzer (yani, manevî) bir anlama sahip oldukları açıktır. Tek fark, Enfâl suresinin son cümlesinin bütün müminlerin genel anlamdaki kardeşliğini vurgulamasına karşılık, bu ayetin, her mümin ile Allah’ın Rasûlü arasındaki derin ve özel ilişkiyi öne çıkarmasıdır.
10 – Yani, Kur’an’da çok sık vurgulandığı gibi (özellikle de 8:75′de), bütün öteki inananlara karşı (bkz. önceki not): Başka bir deyişle, bir müminin Hz. Peygamber’e karşı beslediği yüce sevgi, “bütün müminler kardeştir” (49:10) gerçeğini gözardı etmesine yol açmamalıdır. Son derece kompleks bir terim olan ve bu bağlamda “en güzel şekilde” diye çevirdiğim ma‘rûf terimi, “güzelliği herkesin kavrayacağı ölçüde bariz olan herhangi bir hareket” olarak tanımlanabilir (Râğıb).
Peygamberimizin Hanımları İslam toplumunun manevi anneleri olarak bildirilmiştir. Müminler ise Onların manevi evlatları… Çünkü onlar İslam karşıtlarının ağızlarına en fazla doladıkları konuları bildirmişlerdir: Mahremiyetlerini.
Elbette bildireceklerdi çünkü O peygamberdi. Kendisi bizzat öğrencilerine tuvalette def-i haceti yaparken uyacakları ölçüye kadar herşeyi büyük bir olgunlukla öğretmişti. Öğrencileri de iktisati hayatlarından, sosyal hayatlarına aile içi ilişkilerinden yemek yeme usulune kadar herşeyi sormuşlardı.
Konumuz tam olarak bu değil. Çelişkili durum olarak nitelendirilmeye çalışılan bir ayet var üstteki ayetle. Okuduğumuz gibi Ahzab 6′da gibi Peygamberimizin( a.s ) Hanımları müminlerin manevi anneleri oldukları bildirilirken,gibiPeygamberimizin( a.s ) hiç kimsenin babası olmadığı bildirilmektedir Ahzab 40.da
AHZAB 40. [Ve bilin ki, ey müminler,] Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, (50) fakat o, Allah’ın Elçisi ve bütün Peygamberler’in Sonuncusu’dur. (51) Ve Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
50 – Yani, o bütün toplumun manevî “baba”sıdır (karş. bu surenin 6. ayeti ile ilgili not 8), yoksa yalnız bir kişinin veya belli kişilerin değil: böylece, hasbelkader bir peygamberin fiziksel neslinden gelmiş olmanın, tek başına kişiye bir erdem kazandıracağı anlayışı reddedilmiş olmaktadır.
51 – Yani, mühürün (hâtem) bir dökümanın sonunu göstermesi gibi, o da peygamberlerin sonuncusudur. Hâtem terimi, bu anlamının yanında, aynı zamanda bir şeyin “sonu” veya “sonucu” anlamındaki hitâm ile de eş anlamlıdır: Bundan, Muhammed (s) aracılığıyla vahyedilen mesajın -Kur’an’ın- bütün ilahî vahiylerin sonu ve özü olarak görülmesi gerektiği anlamı çıkarılır (karş. 5:48′in ikinci paragrafının ilk cümlesi ile ilgili not 66 ve 7:158 ile ilgili not 126). Ayrıca bkz. 21:107, not 102.
Aslında bu ayeti zikredilirken hemen öncesinde gelen evlatlığı Zeyd’in hanımı Zeynep ile evlenmesi olayına atıfta bulunulduğu bildirilmektedir çeşitli müfessirler tarafından ama biz bu iki ayeti neden hanımları manevi ana olurken gibi Peygamberimizin( a.s ) baba olmuyor sorusununa cevap verme adına birlikte kullanacağız.
El-cevap: Peygamberimiz zaten manevi babalarıdır. Fakat Peygamberimizin( a.s ) hanımlarının manevi ana olması özel bir durumdur ve bu durum ise Peygamberimiz’den kaynaklanmaktadır. Oysaki gibi Peygamberimizin( a.s ) özel durumu hanımlarından değil Cenab-ı Hakk’ın kendisinden kaynaklanmaktadır.
Ayrıca bir kimsenin bir şekilde akraba yahutta başka bir bağ ile gibi Peygamberimizin( a.s ) hanımlarının soyundan olması önemli değil iken, bizzat Peygamberimizin soyundan olması çok büyük öneme sahipmiş izlenimi uyandırabilmektedir. Hatta ehl-i şia’nın bazı mezheplerince yönetim yalnızca Peygamberimizin soyundan gelenlerin hakkıdır. Şu anda bile. (anti-paratez belirteyim İslam toplumunda değer verilen seyyid kavramının kendi şahsi fikrimce aslunda hiçbir değeri olmadığını bildirmek isterim nacizane.)
Oysa ki Ahzab 40 gibi Peygamberimizin( a.s ) Cenab-ı Hakk’tan kaynaklanan özel durumunu göz önüne alarak gibi Peygamberimizin( a.s ) kimsenin biyolojik olarak baba hükmünde bakılamayacağı bildirilmiştir
Ahzab 6. da ise gibi Peygamberimizin( a.s ) Hanımlarının gibi Peygamberimden kaynaklanan özel durumları göz önüne alınarak müminlerin manevi anneleri olarak bildirilmiştir. Ve Peygamberimizden kaynaklanan özel durumları nedeni ile Peygamberimiz öldükten sonra evlenmeleri doğru bulunmamıştır.
(AllahuAlem)
Yani Peygamberimiz ile hanımları bir değildir. Birbiri ile kıyas ederek Kur’andaki hükümlere bakamazsınız. Niye o öyle ama bu böyle değil diyemezseniz. Yaparsanız hata ederseniz. Benden uyarması.
Şimdi de İslam karşıtlarının gene üzerinde çokça durdukları üç beş konudan biri olan gibi Peygamberimizin( a.s ) Hz. Zeynep ile evliliğine geldi sıra. Muhammed Esed tefsirinden Ahzab 37-38 ve 39. ayetlerine bakalım
AHZAB 37. VE BİR ZAMAN, (42) [ey Muhammed,] Allah’ın lütufta bulunduğu ve senin de iyilik ettiğin kişiye, (43) “Eşini terk etme ve Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol!” demiştin. Ve [böylece] Allah’ın yakında aydınlığa çıkaracağı şeyi (44) içinde gizlemiştin; çünkü insanlar[ın ne düşüneceklerin]den çekiniyordun, oysa çekinmen gereken yalnız Allah olmalıydı! (45) [Fakat] sonra Zeyd o kadınla beraberliğini sona erdirdiğinde (46) onu seninle evlendirdik ki [gelecekte] evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlar[la evlendikleri] için müminler suçlanmasın. (47) Ve Allah’ın buyruğu [böylece] yerine getirilmiş oldu.
42 – İz edatının bu şekilde çevrilmesi konusunda bkz. sure 2, not 21. Yukarıdaki ayetle, 4. ayette ve devamında değinilen “tercihe bağlı” ilişkiler konusuna yeniden dönülmektedir. Muhammed (s)’in tebligatına başlamasından yıllar önce eşi Hz. Hatice, Kuzey Arabistan kabilelerinden Benî Kelb soyundan gelen ve kabile savaşlarından birinde çocuk yaşta esir alınarak Mekke’de satılan genç bir köle olan Zeyd b. Hârise’yi kendisine hediye etti. Muhammed (s), çocuğu alır almaz serbest bıraktı ve bir süre sonra da evlatlığı yaptı. Zeyd de, buna karşılık, İslam’ı ilk kabul edenler arasında yer aldı. Yıllar sonra, bir kölenin yahut özgürlüğüne kavuşmuş eski bir kölenin “özgür doğmuş” bir kadınla evlenmesine karşı eski Arap toplumunda mevcut olan önyargıları kırmak için Hz. Peygamber, Zeyd’i kendi öz halasının kızı Zeyneb binti Cahş ile evlenmeye ikna etti. Zeyneb, Hz. Peygamber’i o’nun haberi olmadan çocukluğundan beri seviyordu ve bu nedenle, bu evlenme teklifine büyük bir isteksizlikle ve yalnızca Hz. Peygamber’in otoritesine saygıdan dolayı razı oldu. Zeyd de bu beraberliğe istekli olmadığından (çünkü o sırada kendisi gibi özgürlüğüne kavuşmuş eski bir köle olan, oğlu Üsâme’nin annesi Ümmü Eymen ile mutlu bir evliliği vardı) bu evliliğin ne Zeyneb’e, ne de Zeyd’e mutluluk getirmemiş olması sürpriz değildi. Zeyd, kendisini sevmediğini gizlemeyen yeni eşini birkaç defa boşamanın eşiğine kadar geldi, fakat her seferinde tahammül göstermeye ve ayrılmamaya Hz. Peygamber tarafından ikna edildiler. Ancak sonunda evliliğin yürüyemeyeceği kesinleşti ve Zeyd, Zeyneb’i H. 5. yılda boşadı. Kısa bir süre sonra da Hz. Peygamber, geçmişteki mutsuzluğundan dolayı üzerinde hissettiği ahlakî sorumluluğu telafî etmek için Zeyneb ile evlendi.
43 – Yani, Zeyd b. Hârise’ye. Allah, onu müminlerden biri kılmış, Hz. Peygamber de yanına evlatlık olarak almıştı.
44 – Yani, Muhammed (s)’in bizzat desteklediği ve ısrarla tavsiye ettiği Zeyd ile Zeyneb’in evliliğinin yürümeyeceği ve boşanma ile biteceği gerçeğini (bkz. bir sonraki not).
45 – Lafzen, “halbuki Allah, kendisinden korkmana daha çok layıktı (ehakk)”. Bu ilahî uyarıya (ki, Kur’an’ın “Muhammed (s) tarafından üretildiği” iddiasını tek başına çürütmektedir) atıfta bulunan Hz. Ayşe’nin şöyle söylediği rivayet edilir: “Allah’ın Rasûlü, kendisine vahyedilenlerden birini gizlemek isteseydi, muhakkak ki bu ayeti gizlerdi” (Buhârî ve Müslim).
46 – Lafzen, “ona karşı arzusu [veya onun üzerindeki "hakkı"] sona erdiğinde”, yani onu boşamak suretiyle (Zemahşerî).
47 – Hz. Peygamber’in, Zeyneb’in geçmişteki mutsuzluğunu telafî etme isteği dışında, evlatlığının eski eşiyle evlenmeye zorlanmasındaki (ayette “Biz onu seninle evlendirdik” ifadesiyle vurgulanmıştır) ilahî maksat, müşrik Arap inançlarının tersine, evlatlık ilişkisinin, biyolojik ebeveyn çocuk ilişkisinden kaynaklanan evlilik sınırlamalarından hiç birine tâbi olmadığını göstermektir (karş. bu surenin 4. ayeti, not 3).
AHZAB 38. [O halde,] Allah’ın kendisi için takdir ettiği şeyi (48) [yapmasından dolayı] Peygamber’e hiçbir suç isnad edilemez. [Gerçekte, bu] sizden önce gelip geçenler için de Allah’ın bir uygulamasıydı; (49) ve [şunu unutma ki] Allah’ın iradesi mutlaka tecelli eder.
48 – Yani, Zeyneb ile evlenmesini; bu da yürürlükteki hukukun bakış açısını ortaya koymayı ve Hz. Peygamber’in kişisel ahlakî sorumluluğu olarak gördüğü konuda o’nu tatmin etmeyi amaçlıyordu.
49 – Yani, Muhammed (s)’den önceki bütün peygamberlerde, Muhammed (s)’de olduğu gibi, bütün şahsî istekler, Allah’a teslim olma kararlılığına uygun düşen isteklerdi: bu da, Allah’ın seçiciliğini karakterize eden ve -daha sonraki yan cümleciğin ifade ettiği gibi- onların “kaçınılmaz/mutlak kader”lerini (kaderen makdûren) oluşturan, doğuştan edinilmiş uyumlu bir ruh halidir.
39. [Ve bu,] Allah’ın mesajlarını [dünyaya] tebliğ edenler, O’ndan korkanlar ve O’ndan başka kimseden korku duymayanlar [için de geçerli olan Allah'ın âdetidir]: hiç kimse, Allah kadar, [insanların yaptıkları için] hesap sorucu değildir!
Muhammed Esed(r.a)’in açıklamalarının üstüne herhangi bir şey söylemenin gerekli olduğunu düşünmüyorum
Not: Sizlere nacizane tavsiyem Kur’an okurken kafanıza takılan bir husus olursa mutlak Muhammed Esed(r.a)’e danışmanızdır.
http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&kid=31(burada online olarak bulunması yanında)
Buradan da çok uygun fiyata sipariş edebilirsiniz:
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=933
Encodeum