Evvelzaman

özge dünyam…

Author Archive

1 Saat=1 Yıl

Posted by admin under Gündem

1 Saat=1 Yıl

Dünyayı kurtaran adam olabilirsiniz.Elimden bişey gelmez demeyin.Aslında çok şeyler yapabilirsiniz.Bugün bir siteyler karşılaştım ve içeriğini çok beğendim.Dünyayıkurtaranadamım diye de iddialı bir ismi var:).Dünyamızın içinde bulunduğu ama çoğu kişi tarafından da gözardı edilen konularda bize yol gösteriyor.Sizinde dünyayı kurtaran adam olabileceğinizi belirterek sizi siteyle başbaşa bırakmak istiyorum:

İşte site—-> Dünyayı Kurtaranadamım

Konu:Dünyayı Kurtaranadamım

Share this Post[?]
        

 

  TERAVİH NAMAZI KAÇ REKAT KILINMALIDIR?
Camilerimizde son derece hızlı bir şekilde,namazın şuurundan uzak bir şekilde  kılınan teravih namazını ben camide kılmıyorum.Evimde 8 rekat olarak tek başıma kılmayı tercih ediyorum.Bu duruma yabancı olan ailem başta olmak üzere bir kısım arkadaşıma teravih namazımı neden 8 rekat olarak kıldığımı anlattığım gibi bu yazıylada sizlerle paylaşmak istiyorum..

  TERAVİH NAMAZI SEKİZ REKATTIR

Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan namaz. “Teravih” kelimesi Arapça, “Terviha”nın çoğuludur ve “oturmak, istirahat etmek’” anlamına gelmektedir. Teravih namazı her dört rekatın sonunda oturulup biraz dinlenildiği için, bu adı almıştır (el-Meydanı, el-Lubab, İstanbul, (t.y) I, 123).

Teravih namazı, kadın erkek her müslüman için sünnet-i müekkededir. Teravih, orucun sünneti değil, vaktin sünnetidir. Bir mazereti dolayısıyla oruç tutamayanlar da teravih namazı kılarlar.

Ramazan gecelerini ihya etmek için kılınan Teravih namazı, Kur’an’da zikredilmemektedir. Fakat hakkında çok sayıda hadis rivâyet edilmiştir (Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, Mısır, (t.y) III, 53). Ebû Hureyre’nin naklettiği bir hadise göre Resulullah (s.a.s), Ramazan gecelerini ihya etmeyi teşvik etmiş, fakat bunu kesin olarak emretmemiştir. Bu konuda; “Her kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır” (Buharî, İman, 25, 27; Müslim, Musafi’in, 173, 176; İbn Mace, İkametu’s-Salâ, 173; Tirmizî, Savm, 83) diye buyurmuştur. Hadis alimlerinden en-Nevevî, Hz. Muhammed (s.a.s)’in ashabına Ramazanı ihya etmeyi vacip kılmadığını, fakat mendup olarak emredip teşvik ettiğini, İslâm alimlerinin de bunun mendup olduğunda ittifak ettiklerini kaydetmektedir. En-Nevevî, “Ramazanı ihya etmenin, teravih namazını kılmakla hasıl olduğunu” da zikretmektedir. Bu açıdan Hz. Muhammed (s.a.s)’in, “her kim Ramazan’ı ihva ederse” sözü, “her kim geceleri namaz kılarak Ramazan’ı ihya ederse” şeklinde anlaşılmalıdır (en-Nevevî, el-Minhâc, 1924, VI, 39, vd.) Nitekim Abdurrahman b. Avf’ın naklettiği bir hadiste Hz. Muhammed (s.a.s): Şüphesiz Allah Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur” buyurmaktadır. (İbn Mâce, İkametu’s-Salâ, 173; İbn Hanbel, I, 191, 195).

  TERAVİH NAMAZI NASIL SÜNNET OLDU?

“Resulullah (s.a.s) Ramazanda mescitte gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O’na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (s.a.s) mescit’e gitmedi. Orayı dolduran cemaat onu bekledi. Resulullah (s.a.s) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaata şöyle buyurdu:

“Sizin cemaatla teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım” (Buharî, Teheccud, 57).

Ebû Zer (r.a)’dan nakledildiğine göre, Resulullah (s.a.s) Ramazan ayının sonuna doğru bazı gecelerde ahsabına, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazını kıldırmıştır (İbn Mâce, İkametu’s-Salâ, 173).
Namazı çok yavaş ve dinlenerek kılarmış. Sürekli teravih namazını kıldırmadığı anlaşılıyor.

  TERAVİH  NAMAZI KAÇ REKATTIR?
Yine Hz. Âişe validemiz (r.a) Hz. Peygamber (s.a.s)’in kıldığı teravih namazı hakkında şu bilgileri vermiştir:

“Allah’ın elçisi ne Ramazanda, ne de diğer zamanlarda on bir rekattan fazla namaz kılmazdı. Dört rekat namaz kılardı ki, güzelliği ve uzunluğunu anlatamam! Nihayet üç rekat daha kılardı. Bir defasında, Ey Allah’ın Resulu! Vitir namazını kılmadan uyuyor musun? diye sorduğumda “Ey Âişe! Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz” buyurdu” (Buharî, Teheccüd, 1 25).

Aişe anamızın bu sözleri çok net ve açık olarak belirtiyor ki Hz Peygamberimiz 8 rekat teravih(GECE) namazı kılardı, ardından da 3 rekat vitir namazı kılardı. Bu da toplam 11 rekat ediyor.

Hanefilere göre, teravih namazının rekât sayısı Hz. Ömer (r.a)’ın uygulamasına dayanır.Hz Peygamberimizden sonrada Teravih namazı 8 rekat olarak kılınırdı. Hz. Ömer Mescid-i Nebevî’de halifeliğinin (ömrünün) son zamanlarında teravih namazını yirmi rekât olarak kıldırdı. Dört halife devrinden sonra da kimse teravihin yirmi rekat olarak cemaatla kılınmasına karşı çıkmadığı rivayet edilir. Doğruluk derecesi kesin değildir. Çünkü Hz Ömer ,Hz Peygamberimizin uygulaması dışına çıkmaz. Bu şu anlamı taşıyor Teravih (gece  ) namazı 8 rekattır. İsteyen herkes istediği kadar gece namazı mescide de –evinde de kılabilir anlamı taşır.Hz Ömer ‘de sünnet dışında 20 rekat gece namazı kıldığı anlatılır. Hz Ömer’den sonra bazı İslam büyüklerimiz teravih namazını 20 rekat ,bazıları 33 rekat, bazısı 36 rekat,  kılanların olduğu da rivayet edilir. Gece TERAVİH namazını isteyen istediği kadar kılabilir. Bu onu gösteriyor.
Gerçek Teravih (gece ) namazı Hz Peygamberimizin kıldığı gibi 8 rekattır ve kadın-erkek Müslümanlara sünnettir.

Yukarıda işaret edildiği gibi, teravih namazı erkek ve kadınlar için sünnet-i müekkede olarak kabul edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadiste: “Allah size Ramazan orucunu farz kılmıştır, ben de size gece namazını (teravihi) sünnet kıldım” (İbn Mâce, İkametü’s, Salâ, 173; İbn Hanbel, I,191 vd.) diyerek buna işaret buyurmuştur .

Teravih Namazı kesin olarak 8 rekattır.

Nakledilen bütün bu rivâyetlere göre teravih namazının sekiz rekatının müekked sünnet olduğunda şüphe yoktur. İbnu’l-Humam gibi bazı alimler, sekiz rekattan fazlasının müstahap olduğunu söylemişlerdir. Bu durum, yatsı namazından sonra dört rekat nafile namaz kılmanın müstahap oluşuna benzer ki, bunun ilk iki rekatı müekked sünnet olur (İbnu’l-Humâm, Fethü’l-Kadîr, Mısır, 1315, I, 333 vd.).

Teravih namazı, Ramazan ayına mahsustur; vakti, tercih edilen görüşe göre, yatsı namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder. Vitir namazı teravih namazından sonra kılınır. Ancak teravih namazından önce kılınmasında da herhangi bir sakınca yoktur. Ancak teravih namazı yatsı namazından önce kılınmaz. Kılındığı takdirde, iâdesi gerekir. Bu namazın gece yarısından veya gecenin üçte birinden sonraya tehir edilmesi müstehaptır. En sağlam görüşe göre, teravihte cemaat olmak sünnet-i kifâyedir. Yani bir mescitte hiç kimse teravihi cemaatle kılmazsa, hepsi günahkâr olur. Teravih namazı tek başına da kılınabilir.Herkes evinde teravih namazını kılabilir. Hz Peygamberimiz de evinde kıldığı ,bazı geceler mescid de cemaatle kıldığı biliniyor.Teravih namazının diğer namazlarda olduğu gibi  cemaatle kılınması daha faziletlidir. Teravih namazına, yarısında yetişen kimse, önce yatsı namazının farzını kılar ve daha sonra teravih namazını kılmak için imama uyar. Eksik kalan teravih rekatlarını, daha sonra kendisi tamamlar. Hatim ile teravih namazını kılmak sünnettir. 

İslam alimlerine seslenmek istiyorum;
Dinimizde zorlama yoktur. Kolaylaştırma vardır. Yaşlımız-hastamız-yolcumuz-yorgunumuz kadın ,erkek hepsi Teravih namazını 8 rekat olarak kılsınlar İşte o zaman camilerimiz dolup-taşacak.
Teravih(gece )namazı gerçeğini halkımıza anlatalım Herkes camide huzur içinde ,gönlü sevgiyle dolu olarak, zorlanmadan ,namazın hazzını alarak kılsınlar-huzuru gönülde yaşasınlar .
Fazla gece namazı kılmak isteyenler istedikleri kadar namazını evde kılabilirler.
 
BİLEREK İBADET ETMENİN SEVABI BÜYÜKTÜR.
GECE KILINAN NAMAZ RUHUNUZU GÜNAHLARDAN TEMİZLER…

Teravih Namazı kesin olarak 8 rekattır.

Share this Post[?]
        

 

   Soru:Oruçluyken duş almak veya denizde yüzmek orucu bozar mı?

   Cevap: Oruçluyken duş almak da denize girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan vücuda su kaçarsa o zaman oruç bozulur. Duş alırken belki buna dikkat edebilirsiniz ama yüzerken ağız ve burna suç kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur. Bu yüzden bundan sakınmalısınız.

**

   Cevap:  Burun damlası orucu bozar. Çünkü burundan akıtılan ilaç boğazdan aşağı iner.
 
**
   Cevap:Nikahlınız olmayan bir bayanla el ele tutuşmanız dinimizce yasaklanmıştır. Bunun oruçlu olup olmamakla bir ilgisi yoktur. Yani yasak olan bu hüküm oruçlu iken de yasaktır, oruçlu değilken de. Nikahlı olmadığınız müddetçe ele ele tutuşmanız doğru değildir.

**

CevapNamaz da oruç da Allah’ın emridir, bir Müslüman her ikisinden de sorumludur. İnkâr etmediği ve alaya almadığı müddetçe bunlardan birini yerine getirmemesi diğerini terk etmesini gerektirmez. Allah Teâlâ terk ettiği ibadetinin cezasını, yerine getirdiğinin ise mükâfatını verir. Yani namaz kılmayan kişi büyük bir günah işlemektedir. Fakat bu, onun Ramazan orucu tutmasına engel değildir. Orucunu tutmakla mükelleftir.

Dünyada iken işlediği amelleri boşa gidecek olanlar kâfirlerdir, Müslümanlar değil. Konuyla ilgili ayetler şöyledir:

“De ki: «İşleri yönünden ahirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi?

Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Hâlbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar.»

İşte onlar Rab’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmiş, bu yüzden de yaptıkları iyi işler boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyamet günü onlar için artık tartı âleti koymayacağız.

İşte kâfir olmaları, ayetlerimle ve elçilerimle alay etmeleri sebebiyle, şu cehennem onların cezası olarak hazırlanmıştır.” (Kehf, 18/103-106)

 

 

Share this Post[?]
        

Deniz Baykal’ı sevmem.

Ama bu onun özel yaşamını ihlal ederim manasınada gelmez tabi..Düşüncem;Deniz Baykal bu işi yapmışsa çok büyük bir hata yapmıştır.Aynı şekilde bunu alıp servis edip kullananlarda o hataya ortak olmuşlardır..

Timeturkte geçen konuyla ilgili ayrıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Deniz Baykal’ın seks kasetindeki Nesrin Baytok’un kocasına geçtiğimiz günlerde 297 Milyarlık haciz geldiği ortaya çıktı. Bu bilgi bütün dengeleri değiştirdi.

CHP Lideri Deniz Baykal’ın Nesrin Baytok’la yatak odası görüntüleri gündeme bomba gibi düşerken, CHP kulisleri tarihte görülmemiş biçimde kaynıyor.

Önder Sav, kameralar karşısına geçti ama kasetle ilgili hiçbir soruya cevap vermeyerek, Baykal’a suikast yapılacağıyla ilgili gelen ihbar e-mailiyle ilgili konuştu. İhbar mailinde geçen Mustafa Sarıgül ismini özellikle okuyan Önder Sav, lafı “yatak odası kasetini de Sarıgül servis etti” demeye getirdi.

CHP Kulislerinde bu iddialar kaynıyor, çünkü görüntülerin çekiliş biçimi içeriden birisini işaret ediyor.

KASETTEKİ BAYANIN EŞİNE 297 BİN TL’LIK HACİZ

Bu arada parti yönetimine şok bir bilgi sunuldu. Görüntülerdeki Nesrin Baytok’un kocası Can Baytok’a kısa süre önce 297 Bin TL Haciz geldiği ve ağır bir borç tablosuyla karşı karşıya olduğu yönündeki bu bilgi bütün dengeleri değiştirdi.

Çankaya Belediyesi’nden de çok sayıda iş alan Can Baytok’un asıl bağlantılarının İstanbul’da olduğu biliniyor. Baytok’un Şişli Belediyesi’nden çok sayıda iş aldığını bizzat Mustafa Sarıgül, Vatan Yazarı Mustafa Mutlu’ya açıklamıştı.

CHP yönetimine sunulan bu bilgi sonrası şimdi parti yönetimi faili yakalamak için yoğun çaba sarfediyor. Çünkü parti yönetimi görüntüleri Baytok’un en yakınındaki kişinin çektiğine emin.

Ama ittifak kurduğu kesimin tespiti konusunda netlik henüz yok. CHP yönetimi görüntülerin başına ve sonuna yerleştirilen “ahlaki” vurgulu görüntülerin çok acemice olduğu ve hedef şaşırtmak için yapıldığını düşünüyor.

Bu arada özellikle il başkanlıklarına gelen yoğun tepkileri dindirmek ve Baykal’ın istifasını engellemek için de yoğun çaba sarfediliyor.

CHP Yönetiminin zaman kazanmak için suikast imasını diri tutacağı ve fail bulunduktan sonra parti içi yoğun bir temizliğin başlayacağı belirtiliyor.

Bu arada Nesrin Baytok’un da ortadan kaybolması yönünde karar alındı..

Turktime

Peki bundan sonra ne olmalı?tih Altaylı'nın konuyla ilgili cevabı çok yerinde;

Baykal’a komplo ama

DENİZ Baykal’ın yaptığı hiçbirimizi ilgilendirmez aslına bakarsanız.

Hesabını eşine verir.

Olcay Hanım’a.

Ama ne yazık ki, siyasetin zirvelerinde olunca, hesaplar halka veriliyor.

Deniz Bey’in de öyle yapması gerekecek.

“Bu olay bir komplodur” diyorlar.

Doğru, bu bir komplodur.

Yoksa kim, niye böyle bir ilişkiyi kayıt altına alsın. Kim, niye bunu gece vakti karanlık internet sitelerinde yayınlasın.

Açık bir komplo var. Zaten komplolar olmasa, böyle olaylar nasıl açığa çıkar ki!

Ama komplonun malzemesini verenin hiç mi suçu yok.

Fatih Altaylı

Konu:Deniz Baykal yatak odası

Share this Post[?]
        

Filistin Oluyorum Gözlerinde

Posted by admin under Gündem

 

Filistin Oluyorum Gözlerinde

Bu gün ben başka bir savaş verdim aşka
Sessiz çığlığımı kim duyacak
Seyredecek figanımı,akıp durduracak
Dahi firakında kim söyleyecek şarkıları
Şiirleri kim tutuşturacak
Kimin için yazılacak onca ağıt

Bitmeyecek çığlıklarım
Filistin olacağım ben bu gün gözlerinde
Kan akıtacağım dipsiz yalnızlıklara
Bırakacağım yine gözyaşlarını
Elinle ineceğim kuyusuna Yusufların
Gözlerine değen gömleği olacağın Yakup’da
Açılacağım geceler boyu
Seyredeceğim bedenimi dervişler gibi
Gündüzleri sıralayacağım nağmaleri
Bitmeyecek çığlıklarım
Bitmeyecek ahım,figanım
Bitmeyecek…

İliklerini kaybeden düğmeler gibi
Sökülüp sedef dallarında çöllerin
Mecnun var diye Leyla bilinmez ki
Leyla yok diye ağlayacaktı mecnunlar
Yoklukla yazılacaktı her şiir
Yoklukla damıtılacaktı gül suyu
Yoklukla ağlayacaktı geceler,
Yoklukla ağlanacaktı her gece…

Şimdi kim bilir hangi boşlukta çiziyorsun gözlerini
Ellerini hangi uzatıyorsun bilmiyorum
Nereye baktığını da görmüyorum üsteli
Gözlerin benden öte diyarları seyrediyor
Gülümsemiyor parmak uçların eskisi gibi
Saçların tel tel savrulmuyor rüzgarlarda
Sen de bitmeyecek çığlıklardasın
Sen de çığlık çığlığasın

Sondan başa işliyor saatim işte
Son anındayım ‘’ bitti’’ sessinde göz yaşlarım
Çağlıyor çağlıyor seller boyunca
Hangi filistindir bu yüreğime bıraktığın
Hangi sapan taşıdır intifadanın
Çölleri sarsar..Ah yar! Bu çağlayış
Çölleri sarsar…Ahyar! Bu yıpranış

Sondan başa işliyor sessiz saatim
Günler merhaba ile başlamıyor artık
Her güne kelimeleri sıralamıyorm mesela

Denizi görmüyorum eskisi kadar
Karanlıklar mekanım oluyor
Sessiz sürgün yerleri dinginliğim
Kursağımda cam kırıkları hissediyorum
Bu gün ben başka bir Filistin oldum
Şehitler verdim kandan boğulmuş
Yenik düşmüş savaşlarda
Fethedemedim bu gün zamanı
Bu gün ben başka bir savaş oldum
Yenik düştüm siyahlığında gecenin
Yokluğun darmadağın etti sözlerimi

Korktum.Hem de yıllar var ki
Korkmadığım kadar
Bu gün ben Filistinli bir ananın
Gözyaşları oldum
Yenildim.Ah yar! Yenildim
Ezikliğiyle vuruldum
Yırtıldım bu gece
Şiirlerim sustu,kalemim tükendi
Bu gün ben yokluğunda
Filistinin duvarlarında
Yapışıp kaldım
Yenik düştüm..Ah yar!
Yenildim…

Saçlarında akıp kaybolmalıydım halbuki
Gözlerinden içmeliydim kevseri
Savaşmalıydım halbuki yırtarcasına bedenimi
Ama yenik düştüm işte..Ah yar!
Yenik düştüm…tutamadım göz yaşlarımı
Bu yüzden ben bu gece başka bir savaş verdim aşka
Ah yar! Yenildim yokluğuna

Kayboldum darmadağın,
Yıkık,bulanık,ezik
Metropoller yansıtmadı hüznümü
Mezarlıklar taşımadı bedenimi

Ağlasam çağlar boyu
Ağlasam çağlayanlar gibi
Acaba anlar mıydın beni..Ah yar!
Anlar mıydın…
Ah yar! Gitmeyi bilemedim
Bilemedim ayrılmayı gözlerinden
Bütün savaşlarım bu yüzdendi
Bu yüzdendi yangınlığım

Şimdi kendimi bir Filistinli
Çocuğun gözlerine bırakıyorum
İntikam alırcasına her şeyden
Saldırıyorum,kusuyorum hıncımı
Taşlar boyu
Ben Filistin oluyorum
Filistin gözlerinden uzakta

Bilal CAN

Go get Adobe Flash Player!

Share this Post[?]
        

Genç
Siviller 1. Geleneksel CHP – Anayasa Mahkemesi Dosya Taşıma Yarışması

Genç Siviller
1. Geleneksel CHP – Anayasa Mahkemesi Dosya Taşıma Yarışması düzenliyor.
Her anayasa değişikliğinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne koşan CHP’yi
yoğun günlerin beklediği bir dönemde, CHP’ye kalifiye elemanlar
kazandırmak amacıyla düzenlenen yarışmanın START’ı CHP Genel Merkezi
önünden verilecek. 28 Mart Pazar günü Saat 12.00’de başlayacak koşu
İncek Köyü’nde bulunan Anayasa Mahkemesi’nde sona erecek. VARIŞ
çizgisini ilk geçen kişi yarışmanın galibi olacak ve CHP’de istihdam
edilmek için büyük bir avantaj kazanacak.

Yarışmacılar koşu
boyunca, içi bir anayasa değişikliğini şikâyet etmeye yetecek kadar
kağıtla dolu olan pembe devlet malzeme ofisi dosyası taşıyacaklar.

12.00 CHP Genel
Merkezi Önü – Ankara

 
Share this Post[?]
        

Share this Post[?]
        

tantavi öldü

tantavi öldü

Tantavi’nin Ölümü Üzerine

11 Mart akşamı Samanyolu televizyonunda bir habere denk geldim. Mısır’daki ünlü El Ezher İslam Üniversitesi’nin şeyhi Tantavi’nin ölüm haberiydi bu. Samanyolu televizyonu  Tantavi  ile ilgili detayları övücü bir şekilde verdikten sonra “biz de bu ‘değerli’ âlime Allah’tan rahmet diliyoruz!” sözleriyle bitiriyordu haberi.

Bu haberi izledikten sonra, nedense bir ara televizyonlarda yayımlanan bir reklam filmi geldi aklıma. Benim en değer verdiğim gazetelerden birisi olan Yeni Şafak’ın reklamıydı televizyonda izlediğim. Bir adam koltuğuna kurulmuş gazetesini okuyordu. Gazete sayfalarında dolaştıkça, o haberlerle ilgili yerlerde görünüyordu adam. En sonunda da, bir savaşın tam ortasına düşmüş şekilde, savaşta yapayalnız kalmış gözleri yaşlı bir kız çocuğuna bakarken birden kendi kız çocuğu yanına geliyordu adamın. Ve adam gazetenin kendisini dolaştırdığı dünyadan kendi hayatına dönüveriyordu böylece. Reklamın en sonunda adam, kendi çocuğunu kucağına alıp sıcak salonuna geçerken, gazeteyi okuduğu sırada “gittiği yerlerden” ceketinin üstüne bulaşmış olan tozları eliyle silkeleyerek temizliyor ve günlük hayatına dönüyordu.

Tantavi’nin ölüm haberiyle, Yeni Şafak’ın reklamı  arasında beynim nasıl bir ilişki kurdu diye düşünüyorum akşamdan beri… Açıkçası ölüm haberinde, Tantavi ile ilgili “değerli âlim” sözleri rahatsız etmişti beni; ama bu rahatsızlık bana neden reklamı hatırlattı diye düşünürken, aklıma takılan hep o “ceket sahnesi” oldu. Üzerimizden küçük bir el hareketiyle temizleyiverdiğimiz dünyanın tüm acıları, haksızlıkları ve yanlışlıkları kafama takıldı. Müslüman duyarlılığı olan bir televizyonun, sırf kimliği “Müslüman âlim” olduğu için Tantavi’ye “değerli âlim” demesini kaldıramamıştım besbelli! Çünkü Tantavi , daha çok yakın zamanlarda, Gazze’deki insanların aç,susuz, ilaçsız kalmalarına fetva vererek “dini onay” vermiş bir insandı. Gazze’den Mısır’a bağlanan tünellerin kapatılması amacıyla, Mısır hükümetinin yapmaya başladığı çelik duvarlarla ilgili bir fetva vermişti  Tantavi . Kameralar önüne geçmiş, çelik duvarın inşasını destekleyen bir konuşma yapmış ve duvar yapımına karşı çıkanın günaha gireceğini öne süren fetvayı okumaya başlamıştı utanmadan! Üstelik bunu din adına yapıyordu. Günah, sevap mekanizmasını bile belirlemişti üstad! Duvara karşı çıkan günaha girecekti bu “büyük âlime” göre… Duvarın öte tarafında açlıktan, ilaçsızlıktan ne kadar insan ölürse ölsündü ona göre! Nasılsa vicdan ve fetva, sahibinin sesini duyurmakla mükellefti  Tantavi ’nin meşrebince…

Bu haberin veriliş  tarzı, Samanyolu televizyonundaki bazı başka haberlerin veriliş tarzı gibi rahatsızlık vericiydi. Ama bu tarz “biz Müslümanların” unuttuğu tevhidi hatırlatması açısından faydalı bir “yanlışlık” olarak değerlendirilebilir de bir başka açıdan. Çokluklara ne derece teslim olduğumuzu, çuvaldızın en büyüğünü bize batırarak gözümüze sokabilir belki de!

Neydi o teslim olduğumuz tutarsız çokluklar peki?  Tantavi ’den büyük bir İslam âlimi diye bahsedebilecek ve ölüm haberini detayıyla verebilecek kadar Müslüman’dık; ama onun Gazze’de yol açtığı zulme kulaklarımızı tıkayacak kadar da moderndik! Cuntacıların zulüm planlarına karşı direnecek kadar Müslüman idik; ama Ceylan’ın benzer zalimlerce paramparça edilmiş vücudunu haber yapmayacak kadar da milliyetçiydik… Kandil gecelerinde gözyaşlarımızı oluk oluk akıtacak kadar dini bütün idik Elhamdülillah! Ya da El Ezher Şeyhine saygıda kusur etmezken… Ama Gazze’deki çocuk çocuğun hakkına girmiş bir insana âlim diyebilecek kadar da moderndik. Çünkü âlim, bilgi sahibi demekti bizim nezdimizde; bilgisini hakikate ulaşmak için bir araç olarak kullanan, vicdanıyla amel eden, bilgisini ve vicdanını üç kuruşa satmayan âlimleri unutmuştuk epey zamandır! Darbe planlarına en sert muhalefeti yapacak kadar anti-militarist; darbeyle ilgili haberleri “şanlı ordumuzun içine sızmaya çalışan hain cuntacılar” üslubuyla verecek kadar da militaristtik! Pozitivistler kadar bilimci, çağdaş ruhçular kadar da fantezi mahkûmu olduk! Acılar, arkasında sadece biraz toz parçası bırakabiliyor artık bizim için. Onları da silkeleyerek üstümüzden atıveriyoruz zaten! Velâkin parça parça olduk. Aslında ne olduğumuzu bile hatırlamıyoruz! Hakikat, üstümüzde ancak bir toz parçası kadar yer ediyor artık!

 Tantavi ’nin ölüm haberinin veriliş tarzıyla, Yeni Şafak reklamında “ceketten silinen tozlar” arasındaki ilişki; “biz Müslümanların” dünyaya, adalete, vicdana, hakkaniyete, ahlaka dair söylememiz gerekenleri unuttuğumuza dair bir hayal kırıklığının zihnimde yarattığı bir ilişki sanırım. “Yanlış hayat doğru yaşanmaz!” diyen Adorno’ya inat; yanlış hayatı doğru bir hayata çevirebilmek yönünde verebileceğimiz devasa katkıları unutmuş olduğumuz için; yanlış hayata teslim olmuş ve onu doğru yaşamaya kalkan bizlerin yenilgisinin dışa vurumu… Doğru yaşadığımızı sandığımız hayatta başkalarının acıları, sadece bir toz zerresi kadar iz bırakıyor vicdanımızda. Bugün Gazze’de acı çekenler için samimi gözyaşları döküyoruz, yarın onların canına okuyanları baş tacı ediyoruz! Ve acı çektirenler “bizden” diye gördüklerimiz olunca Darfur’daki gibi, o zaman suskunluğumuz vicdanları yırtıp paramparça ediyor tüm hayatımızı…

Hâlbuki “Tevhid” medeniyetinin çocuklarıydık bizler. Tevhid içi boş bir kelime değil; her yaptığımızın üzerinde yansıması gereken bir ayna. Üzerine yansıttığımız vicdanımız paramparça olmak ve dağılmak yerine birleşiyorsa, işte o zaman doğru yolda olduğumuzu anlayabileceğimiz şaşmaz bir ölçü… Çoktandır o ayna küstü bizlere. Paramparça ettik onu çünkü. Artık hakikate dair hiçbir şey yansımıyor oradan… Eskiden o “eşsiz” ayna kırılmasın diye her şeyi yapardık. Aynanın üzerinde ilk defa bir çatlağa denk geldiğimizde içimizden bir şeyler kopmuştu sanki. Artık o ayna paramparça oldu. Vicdanlarımız, ayna kırıldıkça kaynaklandığı yeri unuttu. İşin en vahim tarafı, artık o aynanın kırılmış olmasından herhangi bir rahatsızlık, acı da duymuyoruz. Sadece nostaljik bir figür olarak duruyor evlerimizin bir köşesinde!

 Tantavi  öldü… Üzerinde binlerce yetimin, öksüzün, mazlumun ahı yüklü  olarak gitti ebediyet diyarına… Bu ölüm bile vicdanların sahibini hatırlamanın zamanı geldiğini düşündürmüyorsa bize; bu ölüm bile üzerimizdeki tozları silmek yerine o tozlarla yaşamanın aciliyeti üzerine bir şeyler söylemiyorsa, çoktan treni kaçırmışız demektir!

Share this Post[?]
        

Erdal Demirkıran, hayatı ve kendini alabildiğine seviyor. “Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım” ,“Adam Dediğin Benim Gibi Olur” , “İflas Etmenin Yolları”, “Dünyanın En Akıllı İnsanı’ndan Masallar” , “Sadece Aptallar 8 Saat Uyur” ve “Yerim Seni ÖSS” adında altı kitabı bulunan Demirkıran, birinci kitabını yurtdışı pazarına çıkarmak için yurtdışında faaliyet gösteren çılgın bir yayınevi arıyor.

Dünyanın En Akıllı İnsanı, kolej, dershane, şirket, belediye, siyasi partiler gibi kurum ve kuruluşlarda “dahi” yetiştiriyor. İstanbul Yeşilköy’de bulunan Kashna Dahi Fabrikası’nda, Kashna Öğretileri’ni insanlarla paylaşırken dünyayı değiştirmeye çalışıyor.

2006
Türkiye’deki faaliyetleri devam eden Erdal Demirkıran, dünyaya açılmaya hazırlanıyor. Bu arada altıncı kitabını da yayınlayan Demirkıran, kendi kitapları dışında başkalarının yazdığı ama Kashna çizgisine uyan kitaplar da yayınlıyor.

2008
Eğitim sektöründe tüm dünyanın bir dünya devi olarak kabul ettiği Kashna Dahi Fabrikası, eğitim çalışmalarını dünyanın her yerinde sürdürmeye devam ediyor. Erdal Demirkıran’ın senaryosunu yazdığı sinema filmi 35 ülkede gösterime girdi. Kashna Kitap Ağacı, 12 tanesi Erdal Demirkıran’a ait olmak üzere 150 özgün meyve verdi.

2010
Dünya Liderleri Erdal Demirkıran’dan eğitim almaya başladı.

2015
Kitapları 25 dile çevrilen ve dünyanın en fazla satan yazarı olarak tarihe geçen Erdal Demirkıran yazmaya doymuyor.

2018
Dünyanın her yerinde enstitüler kuran Erdal Demirkıran, kitapları, filmleri, seminerleriyle yüz milyonlarca insana ulaştı.

2020
Dünyaca ünlü starlar, konserlerinden önce Kashna Öğretisi’nden mesajlar veriyorlar.

2022
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Erdal Demirkıran’la yaptığı üçüncü görüşmesinden sonra bir demeç vererek, “Benim dönemimde, hangi gerekçeyle olursa olsun savaşa onay verilmeyecektir!” dedi.

2026
Kashna o kadar etkili bir öğreti oldu ki, dünyada silah üretimi yapılmıyor artık, hatta üretilmiş olan silahlar da ortak bir deklarasyonla toplatılıp imha ediliyor. Her yıl silaha ayrılan bütçe aç ülkelere dağıtılıyor, aç ülke kavramı tarihe karışıyor…

2029
Suç oranı minimize edildiği gibi, suç işleme akıl hastalığı statüsünde değerlendiriliyor. İnsanlar artık sinirlenmiyor. Özgüven artık özel bir vasıf değil. Cinayet, intihar ya da benzeri kavramlar iflas etti.

15 Mart 2030
İstanbul’da, “Barış Vadisi”nde saat 10:00 itibariyle Dünya Barış Zirvesi başladı. Ülkemiz adına Cumhurbaşkanımız açılış konuşmasını yaptıktan sonra, kürsüye gelen Erdal Demirkıran, sözlerine “Başardık Çocuklar*” diye başladı. 26 dakika süren konuşmasından sonra tüm Devlet Başkanları, daha önce imzalamayı kabul ettikleri Barış Bildirisi’ni imzaladılar.

15 Mart 2030, saat 16.00 itibariyle dünya artık savaşmıyor…

* Çocuklar asla savaşmaz.

Dün Bugün ve Yarın
Kimsenin geçmişi ilgilendirmiyor beni. Ben hep bugüne ve yarına bakarım. Benim için geçmiş, sadece zamanın ne kadar çabuk geçtiğini ispat eden bir aracıdır.

Senin neler yapabileceğin sadece bugünkü tutumuna bağlıdır…

Dün için pişman olma, yarın için kaygılanma, bugünü yaşa. Bugünü sanki en son gününmüş gibi yaşa! Unutma ki, yarın bugüne “dün” diyeceksin. Tıpkı dün, bugün için “yarın” dediğin gibi…

“Daima Büyük Düşünen İnsanlarla Karşılaşabilmen Umuduyla…”

ERDAL DEMİRKIRAN
Dünyanın En Akıllı İnsanı

Share this Post[?]
        

Namaz kılan müslümanlar arasında namazda bazı farklılıklar olduğu bir gerçek.Bu farklılıklar namazın aslına zarar verir mi?
Neden namazda elleri bağlama her mezhepte aynı değil?
Neden namaz kılarken Fatihadan önce Malikiler hiç birşey okumaz iken,hanefiler sübhaneke duasını,şafiler inni veccethü..ayetini diğerleri kul inne salati.. ayetini okuyorlar? 4 farklı uygulama bir namazda olur mu?
Neden vitir namazını şafiler 2 +1 şeklinde kılarken hanefiler 3 olarak kılıyor?
Neden Kunut Duasını sabah namazında Hanefiler yapmazken Şafiler yapıyorlar?Bu tip sorular uzayıp gider..

Bütün bunlar aslında namazın aslına illşkin değildir..
Konu ile ilgili soruyu sayın Mustafa İslamoğlu Hoca açıklamış..

Videodan Notlar:
Rabbimin benim içim emrettiği benim için iyidir.Rabbimin benim için iyi olanı emretmesine teşekkür gerekir..
Bir nimetin teşekkürü kendi cinsinden olur.O zaman namaz nimetine namaz ile teşekkür etmek lazımdır ..Peygamberimizin nafile namazlarının temeli budur.

Share this Post[?]